MEHMET AKSEL'DEN

Eğitim konusuna bir de tersten bakalım

04.11.2021

Geçen hafta, ilgiyle okuduğum yazılardan biri Diplomalı işsizliğin sosyoekonomik bedeli idi. İçerik yoğun ama güzeldi, kullandıkları resim de çok dikkat çekici.

Yazdıklarının hepsine katılıyorum, hepsi doğru saptamalar, eminim rakamlar da doğrudur, ama şimdi bir de anlatmaya çalışacağım açıdan bakmanızı rica edeceğim.

 

Sene 2008.

Bir beyefendi üniversite kuracakmış.

Günler evvelinden randevusunu alan son derece vip bir heyet oturuyor odamda. ‘Analar ne evlatlar doğuruyor’ şeklinde, yeni kurulacak üniversitenin yönetim kuruluymuşlar. Özel kalem, özel defter, her şey özel toplantıda.

Sohbetin ‘en iyi üniversite onlar olacaklarmış‘ başlıklı giriş bölümünü geçiyorum, gelişme bölümünden bir-iki anektod size.

“Mehmet Bey üniversitemizde bir de mutfak sanatları bölümü olacak, biliyorsunuz çok talep var, Türkiye’de bu konuda en iyi sizsiniz, sizinle çalışmaya karar verdik.” (Benim haberim yok ama onlar karar vermişler bile!)

Tek taraflı sohbet ilerlediğinde anlıyorsunuz ki, ne insana yatırım var, ne ekipmana, sadece laf salatası ve kontenjan hesaplıyor adam.

Sanırsın öğrenci değil koyun sürüsü konuşuyoruz.

Daha da müthişi, inanılmaz sezgileri ile ihtiyacı görmüş beyefendi.

Özetle diyor ki:

 – MSA’nın ön görüşmelerini geçemeyen adaylarınız var ya,

 – Gelmek isteyip parasını denkleştiremeyenler var ya,

 – Televizyondan görüp özenenler var ya,

 – Bir de askerden kaytarmak isteyenler,

‘azımsanamayacak bir potansiyel var‘mış elimizde.

Güzel de bir segmentasyon yapmış kafasında, biz MSA’da (onun bakış açısı ile) ‘krem tabaka‘nın ihtiyaçlarını karşılıyormuşuz, o da orada ‘diğer tabaka‘nınkileri karşılayacakmış.

Farkında bile değil ki, krem tabaka diye adlandırdığı öğrenciler (ve aileleri) maddi manevi ne fedakarlıklarla geliyorlar ve mutfakta atan kalpleri ile ne hayallerin peşlerinden koşuyorlar.

Beyefendiye göre detaylara takılmayıp rakamlara bakacakmışım ve aslında üç-beş eğitim şıftırtsam yetermiş onlar için, o kadar da önemli değilmiş ne olduğu içeriğin, daha ucuz olsun yetermiş.

Bitmesi için dakika saydığım toplantının son bölümünde bir de pazarlama dersi verdi bana sağolsun -Ailemden biraz tanınmış bir büyüğümün zamanında Ankara ve İzmir’de okul kurduğu bilgisiyle “Sen niye MSA’yı tanıtmakla uğraşıyorsun ki Mehmet bey, yazacaksın kapıya o isimi, bak gör reklamın kralını” dedi.

Bakın…

Okul kuran zihniyet bu olmamalı ülkemizde.

Okul kurmayı excel tablosunda gören bir anlayış üniversite kursa ne yazar, meslek okulu kursa ne yazar, ana okulu kursa ne yazar?

Diyen var mı ki?

Benim öğrencilerim…

– En gerekli, en efektif, en güncel eğitim içeriğini alacak,

– En iyi, en yeni ekipmanlarla tanışacaklar ve çalışacak,

– Global geçerlilikte ve derecelendirmede bir diploma ile mezun olacak,

– Ve tabii ki, sadece ve sadece hak edebilirlerse mezun olacak.

Her gün düşünen var mı ki?

Öğrencilerin…

– Eğitimlerine daha fazla ne ekleyebiliriz?

– Rol model olarak önlerine daha kimleri çıkartabiliriz?

– Okuldaki veya sonraki hayatlarında onlara nasıl daha fazla/farklı faydalı olabiliriz?

– Bu insanlar nerede yatar, nasıl evine okuluna ulaşır, nasıl yaşar, ne yer, ne içer?

Okul dediğin bunlara bakar, yönetici dediğin bunlarla uğraşmaktan keyif alır, yatırımcı dediğin mezun olanlardaki o başarıyı, o gülümsemeyi, o memnuniyeti gördüğünde kendini kazanmış hisseder.

O zaman okul OKUL olur.

Yazar hızını alamadı, iki de ‘bonus‘ hikaye size…

Mutfağı olmadan aşçılık eğitimi satan okul duydum ben, inanın (Sağlam kaynak).

Telefonları cevaplayan hanım yaptığı işten utanarak patronuna sormuş:

– Arıyorlar ama, mutfağımız yok, öğretmen yok, ne satıyoruz biz?

Patrondan cevap:

– Sen sat birkaç tane, yaptırırız bir mutfak, buluruz bir hoca.

Bir hikaye de sektörün halinden…

Sene 2007, MSA’nın kuruluşundan üç yıl geçmiş, uğraşılarımızın ilk karşılıklarını almaya başladığımız zamanlar.

Odamın kapısı açıldı ve Türkiye’de onlarca adette olan saçma sapan aşçılık federasyonlarından birinin başkanı girdi. Boş merhabalaşma seansı bittikten sonra amacını öğrendim:

“Mehmet Bey, bizim birliğin 900 küsur üyesi var, malum şimdi bu Mesleki Yeterlilik Kurumu çıktı ve bu adamlar bizden belge istiyorlar çalışabilmemiz için. Sizin Aşçılık ve Pastacılık eğitimlerinizin fiyatı aşağı yukarı 10 bin TL civarında. Biz size üye başı 1.000 TL vereceğiz (yaklaşık 1 milyon TL rüşvet teklif ediyor bana), siz de bize uluslararası belgeleri vereceksiniz.”

Dedim ki, “E eğitim?”

Dedi ki, “Ne eğitimi?”